Beypazarı

İpek yolu üzerinde yüzyıllar boyunca kervanlara ve tacirlere ev sahipliği yapan Beypazarı’nda, her sabah erken saatlerden itibaren hayatın hareketli temposu yeniden başlar. Özellikle kentin kalbinin attığı Alaeddin Sokak, kepenk sesleriyle yeni güne merhaba der. Örslere inen çekiç sesleri, kalaylanan koca kazanların ve kapı önlerine çıkarılan eşyaların tok gürültüsü havaya karışır yavaş yavaş. Hafta sonları ise hemen hepsi aynı renk ve boydaki şemsiyelerin altına kurulan yerel tezgahlar, şehrin yeni yüzünü yansıtır bize. Yüzyılların ata yadigarı el sanatları, ev işi kuru gıdalar, turşular, reçeller ve el yapımı takılar, Ankara’nın şirin ilçesi Beypazarı’nı ziyarete gelenleri geçmiş yıllara götür bir anlamda.

Geleneksel kültürel değerlerden izler bulacağınız Beypazarı, ahşap evleriyle bir müze kent görünümündedir. Cumbalı pencereler ve ‘guşgana’ adı verilen bir çatıdan oluşan iki ya da üç katlı bu yapıların iskeletleri de ahşaptan yapılmış. Duvarlar, odalardaki kirli havayı ve nemi alan yöreye özgü tatlı kireç denilen bir malzemeyle kaplanmış. Zemin katları taştan, diğer bölümleri ahşaptan yapılan evlerin girişinde, değerli eşyaların saklanması amacıyla kullanılan demir kapılı mahzenler bulunuyor. En büyüğü 1884 yılında olmak üzere pek çok büyük yangın geçiren Beypazarı, her seferinde yenilenen çehresiyle zamana karşı direnmiş adeta. Son yangının ardından kerpiç kullanılarak inşa edilen binalarıyla bugünkü görünümüne bürünen ilçe, iç turizmin dinamiklerinden biri haline gelmiş son yıllarda.

İlk çağlardan beri önemli bir yerleşim yeri olan Beypazarı; Frig, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı egemenlikleri altında yaşamış. Roma döneminde Lagania (Kaya Doruğu Ülkesi), Bizans zamanında ise Lagania Anastasiapolis olarak anılan kent, Kütahya beyi Germiyanoğlu Yakup Şah’ın veziri Dinar Hazar tarafından Osmanlı topraklarına katılmış. Osmanlı Devleti'nin toprak rejiminin ve askeri sisteminin bel kemiğini oluşturan Tımarlı Sipahi merkezlerinden birisi olan Beypazarı, yöredeki sipahi beyine ve ekonomik hayatın yoğunluğuna istinaden bugünkü adını almış. İpek Yolu ve Roma Yolu üzerinde bulunan Beypazarı, tüccarların ve orduların uğrak yeri olmuş geçmiş dönemlerde. Zamanında Mundarcı Deresi’nin altı yüz dükkanlık çarşının ortasından aktığını belirtirsek, ilçenin tarihsel önemini daha iyi kavramış oluruz. Antik çağlardan beri tiftik pazarı ve kumaş üreticisi olan bu kasaba, ustaların mekanıymış aynı zamanda. Bakır, semer, demir, saraç ve dokuma ustaları, nice zanaatkarlar yetiştirip ticari hayata önemli katkılarda bulunmuşlar. Günümüzde restorasyonu devam eden Suluhan, çeşitli meslek kolları için ayrı sokakları bulunan arasta ve bedesten, ticari yaşamın odak noktasıymış bir zamanlar. Anadolu’ya Mezopotamya’dan gelen, altın ve gümüş telleri bükerek biçim verme sanatı telkari ise, ahilik yoluyla 250 yıl önce ulaşmış Beypazarı’na.

Yerleşimin ara sokaklarına gizlenen tarihi eserler arasında ilk bakışta göze çarpanlar Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1225 yılında yaptırılan aynı isimli cami, Fatih Sultanın lalası olan Akşemsettin adına yapılan ahşap minareli cami, Kuyumcular Çarşısı’ndaki İncili Cami ve üzeri kurşunla kaplı Kurşunlu Cami’sidir. Kentin ortasına konumlanan Nasuh Paşa Hanı (Suluhan Kervansarayı), 1648 yılına tarihlenmektedir. Kareye yakın dikdörtgen planlı ve iki katlı kagir bu bina, 26 oda ve 54 dükkan şeklinde inşa edilmiş. Girişteki yay kemerli kapı üzerinde iki çatallı kılıç ve kitabe bulunmaktadır. Tarih turuna çıkanlar Beytepe Mahallesi’ndeki Beyoğlu (Eski), 16. yüzyıla tarihlenen Rüstem Paşa ve 2. Murat döneminde yapılan Halil Paşa hamamlarını görebilirler. İlçenin mutlaka görülmesi gereken diğer tarihi eserleri arasında Gazi Gündüzalp, Karaca Ahmet, İvaz Dede, Kara Davut, Necmettin Kübra, Üç Kızlar, Tahir Baba, Yediler ve Tacettin Baba türbeleri yer alır. İlçe merkezindeki gezinizi Beypazarı Kent Tarihi, Beypazarı Tarih ve Kültür ile Beypazarı Yaşayan müzeler ziyaretiyle tamamlayabilirsiniz.

Beypazarı çevresinde tarih meraklılarını cezp edecek önemli eserleri İnözü Mağaraları, Boğazkesen Kümbeti, İnözü Deresi üzerine 17. yüzyılda inşa edilmiş Hacılar, Karcıkaya (Mundarcı Deresi) ve Derbencik tarihi taş kemer köprüleri, Adaören Kalesi, Peium (Tabanoğlu Çiftliği) Kalesi, Yalnızçam köyü Kepir mevkisinde Galata Kalesi, Dikmen köyü Lagania (Anastasiopolis), Adaviran köyü Bağözü mevkinde nekropol alanı, Boyalı köyünde Roma dönemi eski mezarlık, İncepelit köyünde Hitit yerleşimi, Kızılcasöğüt köyünde Roma yerleşimi, Tahirler köyünde Frig dönemi sur ve kilise kalıntısı, Faslı köyü İnler tepesinde Kilise Mağara, Köst ve Kuyucak köyleri örenyerleri, Üreğil Köyü kuzeybatısında Avdan Çayı mevkisinde Bizans nekropolü olarak listeleyebiliriz. İçlerinde en çok ilgi çeken İnözü Mağaraları, putperestlerin zulmünden kaçan Hıristiyanların kullandığı mağara oyukları, mezarlar ve kiliselerden oluşmaktadır.

Beypazarı çevresinde görülmeye değer pek çok doğal güzellik var. Coğrafi koşulların ilginç oluşumlar meydana getirdiği Dereli köyündeki peri bacaları, Kıbrısçık yolundaki Karagöl, ormanlar içindeki Tekke Yaylası ve aynı adı taşıyan zümrüt yeşili gölüyle Eğriova Yaylası birer piknik ve mesire alanı aynı zamanda. Özellikle ilçe merkezine 50 kilometre uzaklıktaki Eğriova Göleti, köknar ormanları ortasında bir tabiat cennetidir. 2011 yılında tabiat parkı statüsü kazanan gölet, ilçe merkezine yaklaşık 50 kilometre mesafededir. 100 hektarlık bir alana yayılan ve 2011 yılında koruma alanı ilan edilen Tekkedağı Tabiat Parkı ise Eğriova’nın kuzeydoğusunda yer almaktadır. Bölgede ayrıca Çukurören, Belenova, Kuyucak, Sarıalan, Sarıahmet yaylaları ile Çukurören Göleti bulunmaktadır.

Romatizma, kan dolaşımı, kalp ve solunum yolu bozuklukları, kireçlenme ve cilt hastalıklarının tedavisinde yararlanılan termal alanlarıyla Beypazarı, her yıl binlerce turisti ağırlıyor. Dertlerine deva arayanlara hizmet veren Dutlu-Tahtalı kaplıcası ilçe merkezine 20, Kapullu kaplıcası ise 50 kilometre mesafede yer alıyor. Karakoca mevkisindeki maden suyu kaynağı günümüzde değerlendirilerek modern fabrika ve dolum tesisleriyle donatılmıştır.

Beypazarı’nı ziyaret edenler, yöreye özgü ‘kuru’ adı verilen peksimeti, güveci, höşmerimi, yaprak sarmasını ve ev baklavasını mutlaka tatmalılar. Ev yapımı makarna, tarhana, kurutulmuş meyve ve domates gibi ürünlerin yanı sıra, Türkiye’nin havuç ihtiyacının % 60’ının burada karşılandığını hatırlatalım. Beypazarı havucunun dondurması, suyu, lokumu, sabunu, keşkülü ve hatta sucuğu bile yapılmaktadır.